hollanda'da sosyal hayatın ajandaya hapsolması

buraya geleli neredeyse beş yıl olacak ama şu yani randevu kültürüne bir türlü kalben ısınamadım. geçen hafta canım çok sıkkın, bir arkadaşımı arayıp 'iki dakika dertleşelim, bir kahve içelim' dedim; gelen cevap 'ajandama bakayım, önümüzdeki ayın ilk salısı 18:00 uygun mu?' oldu. şaka gibi ama değil. türkiye'deki o çat kapı misafirliklerini, plansız programsız akşam yürüyüşlerini, bir telefonla sokağa fırlamayı özlemekten ciğerim soldu bazen. utrecht sokaklarında yağmur altında bisiklet sürerken ya da kuyruğunda beklerken gelen o anlık yalnızlık hissi çok başka bir şey. evet, sistem tıkır tıkır işliyor, herkes saygılı ama o 'bizim buraların' sıcaklığı, o plansız samimiyet yok. akşam hava erkenden karardığında ve o meşhur (bkz: ) çöktüğünde pencerenin önünde oturup memleketi düşünürken buluyorum kendimi. bazen etkinliklerine katılıyorum, hani biraz sosyalleşeyim diye ama orada bile konuşmalar hep belli bir çizgide, asla o derinliğe inmiyor. sanki herkesin hayatı bir excel tablosu üzerine kurulu. ama o da bir yere kadar idare ediyor. siz bu 'ajanda hayatı' ile nasıl başa çıkıyorsunuz, bu his sadece bende mi var yoksa yıllar geçse de o gurbet sızısı hep orada mı kalıyor?
kubilay asisi13 Eki 2026 14:48