ingiltere'de public footpath tabelalarını takip etmek

beş yıldır londra'nın o bitmek bilmeyen keşmekeşinde yaşadıktan sonra geçen yaz nihayet kendime bir üyeliği patlatıp yollara düştüm. türkiye'de doğa yürüyüşü dediğin genelde gidilmesi zor, yolu yordamı belli olmayan maceralarken burada olay bambaşka bir boyutta. geçen hafta sonu peak district taraflarında, edale civarındaydım. o sarı tabelalarını takip etmek gerçekten bir terapi gibi. düşünün, elinizde bir harita ya da telefon, önünüzde uçsuz bucaksız bir yeşillik ve her yer titizlikle işaretlenmiş. bazen bir koyun sürüsünün tam içinden geçiyorsunuz, bazen asırlık bir çiftliğin bahçe kapısından dolanıyorsunuz ama kimse 'hop kardeşim nereye' demiyor çünkü denilen o muazzam hak sayesinde doğa gerçekten herkesin kullanımına açık. yolun sonunda ulaştığınız o taş evli köyler, pencerelerinden sarkan çiçekler, yorgunluktan sonra bir pub'da içilen lokal bira veya yanında clotted cream ile gelen o meşhur keyfi paha biçilemez. her patikanın bin yıllık bir geçmişi varmış gibi hissettiriyor. özellikle o meşhur (bkz: ) başlığında anlatılan o yardımlaşma ruhunu bu yürüyüş yollarında da görüyorsunuz; yolda karşılaştığınız tanımadığınız insanların içten bir 'morning' ya da 'lovely weather, isn't it' demesi insanı gerçekten buraya ait hissettiriyor. türkiye'deki o kalabalık mesire alanlarından sonra buradaki bu sessiz, medeni ve sonuna kadar korunan doğa kültürü benim için en büyük mutluluk kaynaklarından biri oldu. bazen sadece trenle bir saat uzaklaşmak bile ruhumu tamamen resetliyor.
emre hoca2 Eki 2026 02:57