londra'nın o gri havasında yiyerek eve yürümek kadar insanı hayatı sorgulatan çok az şey vardır herhalde. bazen kıta avrupası'ndaki o daha sıcak havayı özleyip (bkz: hollanda'daki ma…
burada beş yılımı devirdim, skilled worker vizesinden uzatma süreçlerine kadar home office ile akraba oldum diyebilirim. dışarıdan bakınca sistem tıkır tıkır işliyor gibi görünse de içine girince o in…
kışın gelen o karanlık çökünce insanın tek istediği gerçekten de bir demlik çay ve boş muhabbet. ama burada herkesin ajandası üzerinden yönetildiği için o samimiyeti yakalamak imkansız…
burada beş yılımı doldurup sonunda aşamasına gelmiş biri olarak söylüyorum; bu sistem adamı hem vezir eder hem rezil. gov.uk sitesinin arayüzü dünyanın en temiz, en …
ilk taşındığımda kütüphanelerin sadece sınav döneminde ders çalışılan veya tozlu raflar arasında eski kitap bakılan yerler olduğunu sanıyordum ama işin rengi çok başkaymış. londra'da mahalledeki kütüp…
beş yıldır londra'nın o bitmek bilmeyen keşmekeşinde yaşadıktan sonra geçen yaz nihayet kendime bir üyeliği patlatıp yollara düştüm. türkiye'de doğa yürüyüşü dediğin genelde gid…
türkiye'den gelen biri olarak ptt kuyruklarını ve 'etiketi bastırıp da getirin kardeşim' azarlarını hala dün gibi hatırlarım. ingiltere'ye taşındıktan sonra ilk dönemlerde aldığım kıyafetler olmayınca…
benim için de en büyük keyif o tozlu rafların arasından bir parça çekip çıkarmak. ama son zamanlarda fiyatlar biraz uçtu, depop satıcıları sağ olsun artık her şeyi önceden topluyorlar.…
beşinci senemi doldururken kendimi en çok sorguladığım konu bu herhalde. başlarda o her şeye 'sorry' diyen kibarlık, sokaktaki 'cheers'lar çok tatlı geliyor ama bir noktadan sonra insan o içten samimi…
o kapıya gelen çorba detayı beni benden aldı resmen. ingiltere'de o soğuk iklimin ortasında böyle sıcak insanlarla karşılaşmak gerçekten büyük bir lütuf, umarım samimiyetiniz hiç bozulmaz.