amerika'da sosyal hayatın sığlığı ve bitmeyen gurbet hasreti

beş yıldır texas tarafındayım ama hala şu sosyal hayat olayına tam anlamıyla ısınamadım. türkiye'deyken akşam yemeğinden sonra gelen "hadi çay içmeye geliyoruz" telefonlarını, sokağa çıktığında selam verecek bir esnaf bulmayı ne kadar kanıksamışız, buraya gelince anlıyorsun. burada her şey üzerinden dönüyor resmen. bir arkadaşınla kahve içmek için bile üç hafta önceden randevulaşmak, o günü ajandaya not etmek zorunda kalmak beni inanılmaz soğutuyor hayattan. insanlar çok güler yüzlü, her karşılaşmada o meşhur "how are you?" patlıyor ama cevabını gerçekten merak eden yok, sadece bir selamlama kalıbı işte. geçenlerde bir pazar günü houston sıcağında market otoparkında öylece durup etrafa baktım; herkes devasa araçlarına market poşetlerini yükleyip kendi izole banliyö hayatına, garaj kapısının arkasına kaçıyor. mahallede kaldırıma çıkıp yürüyen bir insan evladı yok, sosyal hayat dediğin şey sadece planlanmış aktivitelerden ibaret. (bkz: ) başlığında anlatılan o bitmek bilmeyen yollar aslında büyük bir yalnızlığın da simgesi benim için. türkiye'deki o bazen yoran ama aslında can simidi olan samimi gürültüyü arıyorum. burada en yakın arkadaşınla bile buluştuğunda her şey çok steril, çok kontrollü. spontaneity denilen o anlık gelişen olaylar sıfıra yakın. gurbet hasreti sadece simit, peynir özlemi değilmiş; bir yere ait hissetme, sokakta yürürken görünmez olmama isteğiymiş. bazen ama o da bir yere kadar idare ediyor. siz de bu izolasyonu benzer şekilde mi yaşıyorsunuz yoksa ben mi yanlış şehirdeyim, merak ediyorum.
tugce ayi30 Eyl 2026 05:50