hollanda'da gurbet hasreti ve sosyal hayat

hollanda'ya geleli üç koca sene olmuş ama hala cuma akşamları utrecht sokaklarında tek başıma yürürken içimde o tanıdık sızıyla uyanıyorum. kanallar, o estetik evler falan dışarıdan bakınca harika ama o sosyal duvar denilen şey gerçekten varmış. geçen gün iş yerinden samimi olduğumuzu sandığım birine iş çıkışı bir bira içelim mi dedim, adam bildiğin telefonunu çıkarıp uygulamasına baktı ve üç hafta sonrasına yer verebileceğini söyledi. şaka yapmıyorum, tam üç hafta sonrasına randevulaştık. bizim türkiye'deki o spontane gelişen, çat kapı gidilen ya da bir telefonla toplanılan akşamların yerini burada milimi milimine hesaplanmış görüşmeler almış durumda. bu planlama disiplini beni bazen nefessiz bırakıyor. denilen o iş çıkışı sosyalleşmelerinde bile herkes kendi klikleri içinde, ingilizce konuşulsa dahi o samimiyet perdesini aralayıp içeri giremiyorsun. albert heijn'den aldığım hazır paket stamppot ile eve dönerken annemin o gürültülü pazar kahvaltılarını, arkadaşlarımla sahilde boş boş oturup saatlerce çekirdek çitlediğim akşamları özlüyorum. bazen çok sevdiğim o bile yetmiyor bu boşluğu doldurmaya. gurbet hasreti dediğin şey sadece memleketi özlemek değilmiş; bir grubun, bir topluluğun doğal bir parçası olma hissini kaybetmekmiş. . benim gibi hisseden, bu planlı hayat içinde kaybolmuş başkaları da var mı merak ediyorum. bu sosyal izolasyonu kırmanın bir yolu var mı yoksa bu ülkenin raconu hep mi böyle mesafeli?
yasemin tercuman6 Eki 2026 19:59