amerika'da milli parklarda kaybolmanın insana verdiği huzur

yıllardır buradayım ama her eyalet sınırını geçtiğimde o devasa coğrafya beni hala çarpıyor. geçen hafta sonu utah taraflarına, civarına attım kendimi. türkiye'de alıştığımız o daracık, virajlı yolların aksine uçsuz bucaksız, dümdüz asfaltın üzerinde giderken insanın içini garip bir özgürlük hissi kaplıyor. diye bir olay var, yıllık 80 dolara ülkedeki tüm milli parklara giriyorsun; bu kadar büyük bir lüksü bu fiyata almak hala şaşırtıyor beni. bryce canyon'a vardığımda o turuncu hoodoo'ların arasından güneşin doğuşunu izlemek, metropollerin o bitmek bilmeyen (bkz: ) karmaşasından sonra ruhuma inanılmaz iyi geldi. telefonun çekmediği, sadece rüzgarın ve kendi nefesinin sesini duyduğun o anlar bu ülkeyi neden sevdiğimi hatırlatıyor. yanına aldığın iki ve bir matara suyla saatlerce peşinde koşabiliyorsun. her köşede bir tabelası görüyorsun, durup manzaranın tadını çıkarıyorsun. en çok da o çalışanlarının samimiyeti ve parkların tertemiz korunması hoşuma gidiyor. ne çöp görüyorsun ne de doğaya zarar veren bir yapı. sadece sen ve o devasa tabiat kalıyorsun baş başa. sanırım amerika'da yaşamanın en büyük ödülü, hafta içi plazalarda tükettiğin ömrü hafta sonu bu devasa parklarda geri kazanabiliyor olmak. benim gibi şehir stresinden kaçmak isteyenler için bu tarz kaçamaklar gerçekten paha biçilemez bir terapi.
tugce ayi22 Eki 2026 12:58