ingiltere'de allotment kültürü ve komşuluk sıcaklığı

london'a ilk taşındığımda o meşhur ingiliz soğukluğu ve mesafeli tavrı beni biraz ürkütmüştü, "burada asla samimi bir çevre edinemeyeceğim" diye düşünüyordum. fakat geçen yıl yaşadığım mahalledeki belediyeden bir şekilde yani hobi bahçesi kiralayınca işler tamamen değişti. crystal palace taraflarında, her sabah çizmelerimi çekip domateslerimle uğraşırken yan parseldeki 70 yaşındaki margaret teyze ile tanıştım. başlangıçta sadece "lovely day, isn't it?" seviyesindeyken, bir bakmışım kadın bana kendi bahçesinden topladığı elmalarla yaptığı rhubarb crumble'dan getiriyor, ben ona türkiye'den gelen taze çayımı ikram ediyorum. ingilizlerin o "kendi alanına saygı" mevzusu aslında kabalıktan değil, seni rahatsız etmemek istemelerindenmiş; bir kere o sınırı karşılıklı güvenle aşınca dünya tatlısı insanlara dönüşüyorlar. bir pazar günü belim tutulduğu için bahçeye gidemedim. ertesi gün gittiğimde komşum barry'nin benim parseldeki yabani otları çoktan temizlediğini ve fidelerimi suladığını gördüm. hiçbir karşılık beklemeden, sadece "göremedik seni, yardım edelim dedik" diyerek yapmış bunu. o an gurbette olduğumu tamamen unuttum. buradaki topluluk hissi, mahalledeki o küçük dayanışması gerçekten paha biçilemez. (bkz: ) de benzer bir topluluk ruhu hissettiriyor ama toprakla uğraşırken kurulan bu bağ çok daha derin. akşamları bahçe işi bitince yakındaki the alma pub'a gidip birer pint bira içiyoruz, bitki zararlılarıyla nasıl mücadele edeceğimizi konuşuyoruz. buradaki o mütevazı ve içten dostluk, türkiye'deki mahalle kültürünü aratmayacak kadar sıcakmış meğer. önyargılarımı yıkan, beni buraya gerçekten ait hissettiren en güzel deneyimim bu oldu.
arda kral1 Eki 2026 10:57