kanada'da sosyal hayatın kısırlığı ve bitmeyen gurbet hissi
buraya geleli neredeyse altı sene oldu ama bazı akşamlar o boşluk hissi öyle bir çöküyor ki insanın üstüne, ne tim hortons'tan aldığın o ne de tertemiz parklar teselli edebiliyor. kanada dışarıdan bakınca cennet gibi, yollar geniş, insanlar aşırı kibar, "sorry" demeden adım atmıyorlar ama o kibarlığın arkasındaki o cam duvarı aşmak deveye hendek atlatmaktan zor. geçen hafta toronto'da kar fırtınası varken işten çıktım, ttc yine her zamanki gibi aksamış, durakta beklerken etrafımdaki onca insana rağmen kendimi kuzey kutbu'nda tek başıma kalmış gibi hissettim. herkesin kulağında kulaklık, gözler telefonda. türkiye'de olsa en azından yanındakiyle "bu otobüs de gelmedi be" diye iki lafın belini kırarsın, burada o bile yok. herkes kendi fanusunda. sosyal hayat dedikleri şey genelde haftalar öncesinden randevulaşılan soğuk akşam yemeklerinden ya da gruplarında zoraki kurulan diyaloglardan ibaret. o çat kapı misafirlikleri, dertleşmek için bir telefonda buluşmalar burada lüks ötesi bir şey. (bkz: ) başlığını okurken bazen keşke bu kadar uzaklaşmasaydım diyorum. burada kışın o kasveti çöktüğünde kendimi sürekli shoppers drug mart reyonlarında gereksiz şeyler incelerken buluyorum sırf biraz insan göreyim diye. vancouver'da ya da montreal'de durum farklı mı merak ediyorum açıkçası. bu bitmek bilmeyen mesafeli nezaketten sadece ben mi yoruldum yoksa bu coğrafyanın kaderi mi bu?
nova nova23 Eyl 2026 07:48