amerika'da gurbet hasreti ve sosyal hayat

burada geçirdiğim altıncı yılımın sonunda şunu anladım ki, amerika'da yalnızlık öyle bir his değil, bildiğin fiziksel bir mekan. mesela houston gibi bir yerde yaşıyorsanız, kapıdan çıktığınız an o devasa otoyollar ve birbirinin kopyası sokaklar arasında ruhunuzu kaybediyorsunuz. türkiye'deki o "hadi gel bir çay içelim" samimiyetini, spontaneliğini özlememek elde değil. burada bir arkadaşınızla görüşmek için üç hafta önceden göndermeniz gerekiyor resmen. insanlar çok güler yüzlü, "hey, how’s it going?" diye sormadan geçmiyorlar ama o sorunun cevabını gerçekten merak eden birine henüz rastlamadım. o meşhur "peach" vs "coconut" kültürü muhabbeti var ya, amerikalılar tam olarak o dışı yumuşak ama içi sert şeftali gibiler. yüzeyde her şey harika, süper, "awesome" ama biraz derinleşelim deseniz o çekirdeğe çarpıp kalıyorsunuz. bazen akşam iş çıkışı whole foods reyonlarında dolaşırken, sırf birine çarptığımda "pardon" yerine türkçe bir şeyler diyebilme ihtimalini özlüyorum. en zoru da bayramlarda veya özel günlerde o mesafeleri iliklerine kadar hissetmek. en yakın türk arkadaşım arabayla 1 saat mesafede oturuyor, ki bu burası için "yakın" sayılıyor. her şeyin olduğu bir düzende, yolda yürürken birine rastlama ihtimaliniz sıfır olunca sosyal hayat da sadece planlı aktivitelere dönüşüyor. . bu gurbet sancısı öyle bir şey ki, (bkz: ) bile bunun yanında teknik bir detay olarak kalıyor. sonuçta ev bulunur da, o mahalle kültürünü, birinin balkonundan sarkan samimiyeti buradaki devasa bahçeli ama sessiz evlerde bulmak imkansız. sizde durumlar nasıl, bu planlı sosyalleşme olayına alışabilen var mı yoksa ben mi fazla duygusal yaklaşıyorum hala?
tugce ayi7 Eki 2026 09:04