burada geçirdiğim dördüncü kışa girerken yine o meşhur "benim burada ne işim var" sorgulamasıyla baş başayım. toronto'nun o ruh emen grisi, saat öğlen 4'te kararan havası insanı bazen gerçekten nefess…
geçen sene yolunda bir geyiğin yol kenarında öylece duruşuna şahit olmuştum. o anki o sessizlik ve doğayla baş başa kalma hali paha biçilemez. --yanımızda ayı spreyi olmas…
bu işin en güzel tarafı peşinde koşarken tanıştığın insanların aslında seninle aynı dertleri paylaşıyor olması. özellikle (bkz: kanada'daki mahalle potluck kültürünün insanı…
buraya ilk geldiğimde en büyük korkum yolların devasalığı ve kuralların katılığıydı ama işin ehliyet çevirme kısmı beklediğimden çok daha sistemli ilerledi. eyaletten eyalete değişiyor tabii ama ben o…
kanada'ya ilk taşındığımda edmonton'ın o meşhur dondurucu soğuklarına nasıl alışacağım diye kara kara düşünürken, strathcona tarafında bir eve yerleşince karşıma çıkan olayı b…
buraya gelmeden önce kanada'yı çok düzenli, her şeyin tıkır tıkır işlediği bir yer sanıyordum ama işin içine girince gerçeklerle yüzleştim. türkiye'den alışık olduğumuz o "bugün git yarın…
yeni gelenlere sunulan paketleri bittikten sonra banka catir catir hesap isletim ucreti kesmeye basliyor. o asamada gibi yillik ucreti olmayan yerlere gecme…
geçenlerde toronto'da sabahın köründe, hava eksi 15 dereceyken bathurst üzerindeki bir tim hortons drive-thru kuyruğuna girdim. uykusuzum, kar küremekten kollarım kopuyor, tam bir 'neden buradayım' sa…
burada iş arama sürecinde karşılaşılan en büyük engel, insanın karşısına aşılması imkansız bir sur gibi dikilen o meşhur takıntısı. toronto'ya ilk taşındığımda elimde on yı…