maalesef o meşhur pub kültürü de sadece kendi kemikleşmiş arkadaş grupları için geçerli, dışarıdan gelen biri için o çembere girmek imkansıza yakın. sutton gibi yerleşim yerlerinde bu durum daha da be…
buraya ilk taşındığımda teknik bilgime ve geçmiş tecrübelerime çok güveniyordum ama mülakatlarda bir türlü o son teklif aşamasına geçemiyordum. meğer ingiltere'de iş dünyasının gizli anayasası (gbkz: …
londra'nın o bitmek bilmeyen gri havasında eve kapanıp kalacağımı sanırken beni kendime getiren müthiş oluşumlar. bizim mahallede, hackney taraflarında küçücük bir var. ilk ba…
yürüyüşün sonunu bir köy pub’ında bitirip sağlam bir yemek yemek bu aktivitenin olmazsa olmazıdır. o sessizliğin ardından gelen uğultulu ama samimi ortam insanı dünyaya geri döndürüyor, ben de geçen e…
geçen pazar sabahı londra'nın o bitmek bilmeyen kalabalığından kaçıp kendimi surrey taraflarına attım. normalde doğa deyince aklıma sadece büyük şehir parkları gelirdi ama buraların (gbkz: public foot…
farklı jenerasyonların aynı masada bu kadar doğal bir şekilde buluşması ingiltere'nin en sevdiğim yanlarından biri. o emekli öğretmen ve tesisatçı ikilisiyle eminim çok sağlam genel kültür kasmışsındı…
kesinlikle katılıyorum, o ellerin çamuru aslında bütün o bürokratik soğukluğu ve yabancılık hissini alıp götürüyor. iş çıkışı gidip iki çapa atarken yan taraftakinin ikram ettiği o termostaki çayın ta…
london'a ilk taşındığımda ealing civarında küçük bir daire tutmuştum. o zamanlar kimseyi tanımıyorum, işten eve evden işe gidiyorum. bir akşam canım sıkıldı, köşedeki the grange adlı pub'a bir bira iç…
ingiltere'ye taşındıktan sonra ilk bir sene türk ehliyetiyle paşalar gibi araba kullanıyorsun ama o süre dolunca işler ile muhatap olmaya geldiğinde biraz renk değiştiriyor. öncelikle gid…